![]() |
ERMENİ SOYKIRIMI MESELESİ
Her yıl 24 Nisan 'a yaklaşırken "ERMENİ SOYKIRIMI
MESELESİ" içinde Ermenilerin de bulunduğu bir takım karanlık merkezler
tarafından dünyanın gündemine getirilir. Birleşmiş Milletler ABD ve Avrupa
Birliği ülkelerinin parlamentolarında bu konu görüşme gündemine alınarak "
Soykırım'ın kınandığı, Türkiyenin de bunu kabul etmesi gerektiği" bir kez daha
vurgulanır.
Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin parlamentosunda konuya
ilişkin olarak " Fransa; 1915'te Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu tarafından
soykırıma uğradığını kabul eder " meâlinde yasalar çıkartılmıştır.
Ermeni Soykırımı Meselesi'ni en fazla işleyen ve Ermenilere en fazla
destek veren ülke ne yazık ki Nato Müttefiimiz Fransa'dır. Bu ülkeyi Stratejik
Ortağı olduğumuzu sandığımız ABD takip etmektedir. Konuya ilişkin olarak "Biz
neler yapabiliriz ? sorusunun cevabını ararken faaliyetlerin yoğun olarak
sürdürüldüğü Fransa'yı örnek olarak alacağım. Konu sadece bizleri
değil, gelecek nesillerimizide ilgilendirip onlarıda etkileyeceğinden sürekli
yazacağım ve güncelliğini muhafaza ederek ilgililerimizi uyarma görevimi yerine
getireceğim.
Fransa ile her alandaki ilişkilerimiz son yıllarda son derece iyi ve
uygar ölçülerde gelişiyordu. Carrefour, Renault, Elf gibi dev Fransız
firmaları yanında, Fransız silah sanayi firmaları Türkiye ile yaptıkları
ticaretten çok memnundu. Ayrıca birbiri peşisıra gelen uzatmalı bayram
tatillerinde Paris başta olmak üzere tatillerini Fransa sahillerinde geçiren
High-Society mensubu Türkler Fransız hazinesine çok yüklü paralar aktarıyordu.
Büyük sanatçılarımız 15 günde bir sahne kostümlerini yenilemek üzere Paris
sokaklarını arşınlarken, yeni zenginlerimiz Güney Fransa sahillerinde hafta
sonunu geçirmek için villa yaptırabilmek amacıyla birbirleri ile
yarışıyorlardı. Diğer bir deyişle 1900'lü yılların Fransız hayranlığı ve Frenk
Modası yeniden canlanır gibi olmuştur.
1973 yılında başlayan ASALA terörüne yardım ve destek veren Fransada
Türk diplomatları ve masum vatandaşlarımız hunharca katledildiği dönemlerde
bozulan ikili ilişkilerimizin, yeniden iki büyük ülkeye yaraşır bir seviyeye
yükseldiği bir durumda Türkiye aleyhtarı bir tutum içine girerek " Ermeni
Soykırımı'nı" sürekli olarak dile getirmenin anlamını kavrayabilmek ve bunun
sokaktaki Fransız'a ne sağlayacağını anlamak sade vatandaşımız için pek kolay
olmasa gerek.
Şunu öncelikle söyleyelim ki, Ermenilerle ilgili olarak alınan hiç bir
karar; Türkiye'ye ve Türk vatandaşlarına hiç bir zarar vermez. Aksine Türk iç
kamuoyunu bir araya getiren ve bütünleştiren bir fayda sağlayacağından olumlu
katkıları da var olarak kabul edilebilir. Oysa bu kararlar Fransa'ya ve örnek
olduklarını sandıkları dostları Avrupa Birliği ülkelerine ve en çokta halkı şu
anda açlık ve sefalet içinde bunalan ERMENİSTAN'a çok şey kaybettirecektir.
"Sözde Ermeni Soykırımı" yalanına sahip çıkarak bunu devamlı gündemde tutmaya
çalışan ülke yönetimlerince bu husus iyi bilinmeli ve atılacak bütün adımlar
buna göre planlanmalıdır.
Fransa ile ayni pakt içinde müşterek düşmana yanyana birlikte
savaşacağımız tam 50 yıllık NATO müttefiklerimizin son günlerde hakkımız olan
Avrupa Birliği üyeliğimiz için yaptıkları zırvalıklar gözönüne getirildiğinde
Ermenilerle ilgili olarak alınan kararlara hiç şaşmamak lazım. Olayların
gelişine göre doğal bir sonuçtur. Başka türlü davranmalarını beklemek zaten
büyük safdillik olurdu.
Konunun detayına inmeden önce dikkat edilmesi gereken önemli bir hususu
vurgulamak istiyorum. 200 milyonluk bir Türk Alemi ve 1.5 milyarlık Müslüman
dünyasına karşı, bir avuç fanatik Ermeni militanın Hristiyan alemini bize karşı
harekete geçirebiliyor olması ERmeniler için büyük bir başarıdır.
Osmanlının en fazla itimat ettiği ve kolladığı teba'sı olan
Ermenilerin geçen yüzyılın başında başlattıkları isyan ateşi ile ülkemiz ve
insanlarımızı kan,gözyaşı ve acılara boğan kötü günler; tarihin derinliklerinde
ders alınması gereken bir devir olarak kalması gerekirken, belli mihraklarca
küllenen ateşin üzerine benzin dökülerek günümüze kadar taşınabiliyor.
Bunun için masum insanlarımız ERMENİ teröristlerce vahşice katlediliyor.
Bu durumda bizim bunların hesabını sormamız gerekirken, inanılmaz bir
pişkinlikle ve cüretle bizden hesap sorulmaya çalışılıyor... Sonradan bunun adı
İNSAN HAKLARI hakları oluyor.
Soykırımmış. Sömürgeci Fransız Efendiler. Siz soykırımı çok iyi
bilirsiniz. Çünkü bunu tarihte en fazla ve en iyi şekilde icra eden birkaç
ülkeden birisiniz. Ama ne yazık ki yanlış hedefe atış yapıyorsunuz.Siz Türkleri
de kendizniz gibi değerlendirdiğiniz için böyle davranıyorsunuz. Oysa Türklerin
kurduğu devletlerde tarihin hiç bir döneminde soykırıma rastlanmamıştır. Açın,
siyaset düzenbazlarının değilde gerçek tarihçilerin yazdığı kitapları. Okuyun ve
doğruları öğrenin. Türkler soykırım yapmaz... Yapamaz... Çünkü Türkün karakteri
ve dini inanışları buna müsait değildir. Türk Allahın yarattığı kulu,
Yaradan'ından ötürü kutsal bilir. Ne din, ne ırk ve ne de başka bir sebep
Türkün katliâm yapmasının sebebi olamaz.
Oysa İnsanlık Tarihi Fransızların ; Saint Bartelmi gibi vahşi
katliâmlarını, Vietnam halkına yaptıklarınızı ve nihayet kendi teb'anız olan
Cezayir halkına uyguladığınız katliâmları unutmamıştır. Siz Fransızlar bunu
tarih kitaplarınızdan çıkardığınız için unutmuş olabilirsiniz... Ama biz bunları
okuyor ve biliyoruz. Ve hele biz Türkler; Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş
'ta yaptıklarınızı hiç unutmadık. Bunu unutmamak içinde; sizi bu kutsal vatan
topraklarından taş ve sopalarla kovalayan halkımızın sizin vahşetinizi her zaman
hatırlamaları için şehirlerimizin isimlerinin baştarafına GAZİ, ŞANLI ve
KAHRAMAN sıfatlarını ekledik. Hatayı'da unutmadık. Dost ellerinize emanet
edilen, korumaktan aciz kaldığınız büyükelçilerimizin gözlerinizin önünde
katledilişinin üzerinden daha 20 yıl bile geçmedi. Bunları hep hatırladık ,
hatırlayacağız ve halkımıza da daima hatırlatacağız.
Ermeni Soykırımı Senaryolarını devamlı
gündeme getiren Fransızlar bizi bilmezler mi ?... Bizi tanımazlar mı ?...
Nereden ve kimden cesaret bularak üç-beş bin Ermeni'ye yaranacağız diye bu
şekilde ülkemizi aşağılayıcı ve küçültücü bir tavır ve asırlardır devam eden
ilişkilerimizi hiçe sayıcı bir davranış içine girebiliyorlar. İşte şimdi burada
iğneyi Fransızlara batırırken çuvaldızıda kendimize batırmamız gerekiyor.
Türkiyenin son bir kaç yıl içindeki istikrarsız görünümü bu insanların
bu cesareti göstermesi için yeterli olabiliyor... Çünkü günümüz Türkiyesinde
devletin ta kendisi olan devlet memurları " açız "diye sokaklarda hakkını
arıyor... Yani bir bakıma devlet sokağa iniyor. Onları durduracak polisler
tarihinde ilk defa sokakta yürüyor. Amirlerini tartaklıyor. Devletin her
tarafından yolsuzluk ve hırsızlık dosyaları yükseliyor. İç ve dış borç faizleri
bütçenin yarısından çoğunu götürüyor. Enflasyon önlenemiyor. İşsizlik her geçen
gün artıyor. Üretim durma noktasına geldiğinden işyerleri birbirleri peşisıra
kapanıyor. Hapishanelerdeki mahkûmlar devlet gücünü dinlemiyor. Üniversite
profesörleri açlık sınırında maaş aldıkların haykırıyor. Demokrasimizin teminatı
siyasi partilerimiz liderler sultasından kurtulamıyor. Siyasi Partilerimiz
kapatılmamak için Anayasa Mahkemesinde mücadele veriyor. Halk giderek
yoksullaşıyor ve Milli gelirimiz düşmeye devam ediyor.
İşte size karşımızdaki bir avuç fanatik düşmanın ayranını kabartıp
topluca üzerimize saldırma cesaretlerini arttıran istikrarsız ülke ortamı.
Sonunda, zaman bu zamandır. Vuralım ve alalım. Türkiye ağır hastalık geçiriyor.
Daha uzun süre kafasını kaldıramaz şeklinde yapılan değerlendirmeler ve
sonuçları. Şurası unutulmamalıdırki ; yüce Atatürk'ün bizi güçlü kılmak için
gösterdiği temel hedef olan "YURTTA SULH,CİHANDA SULH" sözünün birinci ayağı
yani"YURTTA SULH" bölümü bugün maalesef yeterince çalışmıyor. Dışarıdan bakanlar
için görüntümüz hiçde iç açıcı değil... Yani şu anda vuralım. Ne alabilirsek,ne
kopartabilirsek kârdır görüntüsü veriyoruz.
Dış politikayı yürüten Dışişlerilerine mensup Diplomatlarımız ile
uğraşanlar çok iyi bilirler. Eğer iç politikanız güçlü değilse, dışarıda güçlü
olmanız asla mümkün değildir. Çünkü evinin içinde huzur, güven ve refahı
sağlayamayan bir ülkenin, dışarıda söz sahibi olduğu bugüne kadar
görülmemiştir...
Peki biz kapıyı açık bıraktık. Anahtarı üzerinde unuttuk. Uykumuz ağırdı
ve duymadık. Suçluyuz. Peki hırsızın yani bu durumda Fransa'nın hiç suçu yokmu?.Olmaz
olurmu. Tabii ki vardır. Hırsız daima hırsızdır ve daima asıl suçlu odur.
Şimdi biraz daha detaya inerek konuyu irdeleyelim.
ABD başta olmak üzere AB ülke parlamentolarında sürekli olarak her yıl
belirli zamanlarda "1915 yılında Osmanlı Devleti'nin Ermenileri soykırıma tabi
tuttuğu" masalı gündeme getirilir. Ermeni lobisinden destek ve yardım alan
birkaç parlamenter ülkelerinde yaşayan Ermeni cemaatinin oylarını alabilmek
için onlara hoş görünmek isterler. Bunun için onların ağzı ile konuşarak "OSMANLI'ların
Birinci Dünya Harbi yıllarında 1,5 Milyon Ermeniyi topraklarından sürgüne
gönderdiklerini ve toplu soykırıma tabi tuttuklarını" iddia ederler. Bu büyük
yalanı, yetkili kurumlarına kabul ettirerek Osmanlı'nın devamı olarak gördükleri
Türkiye Cumhuriyetine baskı yapmalarını isterler.
Oysa konu tamamen tarihçilere aittir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında
yapıldığı farz ve iddia edilen bir olayın failleri olarak, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti ile Türk Milletini göstermek ve onları cezalandırmak kadar mantıksız,
dayanaksız ve tutarsız bir iddia olamaz.
24 milyon Km.karelik Osmanlı topraklarında bugün Ermenistan dahil 40
egemen devletin bayrağı altınca yüzlerce ulus birarada yaşamaktadır. Yobaz
kafalı bir avuç bağnaz Ermeni komitacısının komik ve asılsız iddialarından
sorumlu olarak Türk Milletinin gösterilmesi kadar şaçma ve tutarsız bir davranış
olamaz.
Evet.Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı topraklarında kurulmuştur.
Atalarımızın Osmanlılar olduğunu inkar da etmiyoruz ve bundan gurur duyuyoruz.
Fakat Osmanlı topraklarında yalnız Türkler yaşamamıştır. Osmanlı topraklarında
yaşayan Türk nüfusunun yükselme devrinde yüzde yirmi dolayında bulunduğunu
tarihçiler kaydeder. Demek ki hedef olarak sadece Türklerin seçilmesi temelden
yanlıştır. Ama bu yanlış seçilen hedefe yani Türkiye Cumhuriyetine ve Türk
Milletine saldırılar aralıksız devam etmektedir. Bu saldırılar kısa vadede
duracağa da benzememektedir.
1983 yılında TRT Televizyonundan yayınlanan; Türkiyedeki Ermeni
yurttaşlarımızın günlük yaşantılarını konu alan "ERMENİLER" ve Ermeni
çetelerince Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki Türk ve Müslüman ahaliye karşı
yapılan vahşi saldırıları ( gerçek soykırımı ) belgeleriyle anlatan "CANLI
TARİH" filimlerinin yapım-yönetim görevini üslendim. Kars'ın ANİ bölgesinden
başlayarak VAN ve çevresini karış karış gezdim. Bölgede bu korkunç mezalimi
yaşayan yurttaşlarımızla bire bir görüşerek konuşmalarını filme aldım.
Asıl mezalim ve katliamın Ermenilere değil, Rusya tarafından desteklenen
Ermeni çetelerince bölgedeki Türk ve müslüman halka karşı yapıldığını yakından
görme ve dinleme fırsatını buldum. Bir tarihçi ve bilim adamı olarak tarihi
bilerek çarpıtan, yalan ve yanlışlarına alet eden Türklük düşmanlarından
iğrendim. Bilimin tarafsızlığı adına tarihi gerçekleri çarptırarak tarihi
satan bu tarih tüccarlarından utanç duydum.
Yabancı dillere çevrilen hazırladığımız filimler TRT'de yayını
müteakip, o günlerde Türkiye'ye karşı dış güçlerin destek ve yardımları ile
savaş açan ASALA terör örgütünü besleyen ülkelerin yöneticilerine ve ünlü
kütüphanelerine gönderildi. Faydalı olduğunu da gördük, ASALA Terörü kısa bir
müddet sonra bıçak gibi kesildi.
Ülkemizdeki ERMENİLER 1000 yıla yakın bir süredir Türklerle içiçe
yaşayarak Et-Tırnak gibi kaynaşmışlardır. Ermeni ve Türk Kültürleri adeta
yakınlaşmış, birbiri ile adeta bütünleşmiştir. Osmanlı Devleti arşivini
inceleyen gerçek tarihçiler Ermeni vatandaşlarımızın ülke yönetiminde en fazla
itimada şayan teba olarak en üst mevkilere geldiklerini göreceklerdir. Bizim
Ermeni yurttaşlarımızdan herhangi şikayetimiz olmadığı gibi onlarında bizden bir
şikayetleri yoktur. Nitekim televizyonlarda ve gazetelerde Ermeni Patriği başta
olmak üzere pek çok Ermeni kardeşimizin yapılan haksızlığa karşı adeta
haykırdıklarını ve olayları şiddetle kınadıklarını belirten sözleriyle dünya
kamuoyuna cevap verdiklerine şahit olduk.
Tarihi tarih bilimcileri yazarlar. Tarihin bilim adamlarınca tarafsız
olarak yazılabilmesi için olayları yaşayanların ölmesi lazımdır. Buda asgari yüz
yıllık bir süreyi gerekli kılar. Yani 1915 yılının yazılabilmesi için daha en az
12 yıl vardır. Osmanlı Devletinin son yıllarına ait arşivlerin önemli bir bölümü
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin elindedir. Soykırım olduğu iddia edilen
yıllardaki belgeler ise daha tasnif halindedir. Bununla beraber Cumhuriyet
Hükümeti; 1980'lerde dış temsilciliklerimize karşı başlatılan ASALA terörüne
karşı kullanılmak üzere, bu arşivlerin tasnifini süratle tamamlayarak
araştırmacıların faydalanması için izin vermiştir. Bugünde bu arşiv belgeleri
bütün bilim adamlarının kullanımına açık tutulmaktadır.
Tarih derslerimizde bizim nesillerimize ERMENİ SOYKIRIMI ile ilgili
olarak bir tek cümle dahi öğretilmemiştir. Tarih kitaplarımızda böyle bir konu
yer almamıştır. Oysa kendilerini ERMENİ BİLİM ADAMI olarak tanıtan
tarihçiler(!) "Osmanlı'ların Ermenileri Birinci Dünya Harbi esnasında nasıl
kestiklerini anlatan" binlerce eser vermişlerdir. Tamamen siyasi bakış açısı ile
kaleme alınan ve bilimsel hiçbir değeri olmayan bu eserler dünya kütüphanelerini
süslerken ve Türkiye dışında bütün milletler okullarında bu yalan ve yanlış
bilgileri tarih ilmi adına okurken, Türkiye Cumhuriyeti ilk defa ERMENİ
MESELESİ'ni 1980'lerde SAN FRANSİSKO Başkonsolosluğumuzun basılarak
Başkonsolosumuzun makamında şehit edilmesi ile duymuştur.
Ne olduğunu önceleri hiç kimse anlamamıştır. Çünkü o tarihlerde
Türkiye'nin gündeminde böyle bir konu yoktu. Aslında dah öncede gündeminde böyle
bir konu mevcut değildi.Türkiye o tarihlerde bu konuları anlatan sadece bir tek
kitaba sahipti. O'da Esad Uraz Bey tarafından hazırlanan" TARİHTE ERMENİLER"
isimli eserdi. Devletimiz ne olduğunu anlayana kadar basılan elçiliklerimiz ile
şehitlerimizin sayısı artmaya başladı. Türk ansiklopedilerinde konu ile ilgili
tek bir cümleye rastlanmaz iken, yıllarca kitaplıklarımızı süsleyen BRİTANNİCA
gibi ingilizce ansiklopedilerde sayfalar dolusu" Türklerin Ermenileri nasıl
kestiğinin" hikayelerini okuduk ve şaşırdık. Fakat çabuk toparlandık. Alınan
yerinde ve koordineli tedbirler ile ASALA TERÖRÜ kısa zamanda ortadan
kaldırıldı.
Her geçen gün güçlenen, bölgesinde ve yakın çevresinde sözü geçen önemli
bir potansiyel güç olduğu artık açıkça anlaşılan Türkiye'nin düşmanları giderek
çoğalmaktadır.Bu arada her alanda bize muhtaç durumdaki küçük Ermenistan Devleti
maşa gibi kullanılarak bir bardak suda fırtına koparmak istenmektedir. Bugün
Türkiye sistemli ve çok taraflı bir saldırı ile karşı karşıya bulunmaktadır.
Fakat bizim bu sistemli saldırıya karşı koyacak gücümüz ve tecrübemiz vardır.
Burada dikkatle düşünmeli ve akl-ı selimimizi kullanmalıyız. Fevri ve mantıksız
davranışlardan kaçınmalıyız.
Kanaatime göre 2003 Türkiye'sine yönelen Türklük düşmanlarının temel
hedefi; Türk milletini kışkırtarak ülkemizde asırlardır kardeş kardeşe
yaşadığımız Ermeni yurttaşlarımız ile komşumuz Ermenistanda yaşayan ve bu
olaylardan en az bizim kadar rahatsız ve huzursuz olduklarını bildiğimiz Ermeni
milletine 6-7 Eylül Olayları misali bir saldırı yapılması için ortam
hazırlamaktır. Bu oyuna gelinmemelidir.
Komşumuz Ermenistan; bulunduğu coğrafi konuma, ekonomik ve askeri gücüne
bakmadan, istiklâlinin ilanını müteaakip ilk iş olarak komşusu AZERBAYCAN ile
savaşa girmiş; topraklarını işgal etmiş; onbinlerce Azeri Türkünü mülteci
durumuna düşürmüştür. Ayrıca Türkiye-Ermenistan sınırlarını belirleyen 1921
KARS ve GÜMRÜ Antlaşmalarını tanımadığını açıklamıştır. Türkiye, bu ülkenin en
önemli ve her alanda muhtaç olduğu tek komşusu olmasına ve Türkiye ile dostluğun
kendilerine daima menfaat sağlayacağını bilmelerine rağmen Ermenistan Devleti;
beceriksiz ve basiretsiz yöneticilerin elinde dünya emperyalizminin basit bir
maşası olarak kullanılmaktadır.
Oysa Ermenistan'ın Türkiye ile herhangi bir çatışmaya girmesi değil,
onunla her alanda çok yakın işbirliğinde bulunması gerekmektedir. Aksini
düşünmek bu ülke için hayalperestlik olur. Bu ülkenin; bugünkü konumu ve
potansiyeli ile sonu hüsranla biteceği apaçık görünen maceralara atılmak gibi
bir lüksü olamaz. Olmamalıdır.
Yöneticilerimiz başta olmak üzere milletimiz; Türkiye Gündemi'nin baş
sırasına oturan ERMENİ KARAR TASARISI'nın kanunlaşmasından dolayı rahatsız ve
huzursuzdur. Ama bu sefer ülkemiz 1980'lerdeki gibi boş ve hazırlıksız
değildir. O günden bu yana Ermeni konusu ülkemizde çok konuşulmuş ve
tartışılmıştır. Türk kamuoyu bu konuda bilinçlendirilmiştir.
Üniversitelerimiz; hazırladıkları uluslararası Seminer ve Sempozyumlarda
konuyu bilimsel olarak masaya yatırdılar. İddiaların tamamen asılsız ve yalan
olduğunu belgeleriyle ortaya koydular. Bütün iddiaları teker teker bilimsel
verilerle çürüttüler. Dünya kütüphanelerini süsleyen Ermeni kaynaklı bütün
yayınların, bilim adamlarınca değil, siyasilerce para karşılığı hazırlatıldığını
isbat ettiler.
Hazırlanan pek çok bilimsel kitap ve doküman yabancı dillere çevrilerek
Ermeni Terör örgütlerini destekleyen ülkeler başta olmak üzere bütün dünyaya
yayıldı. Dünya ülkelerinin meclislerinin ve üniversitelerinin kitaplıklarını
karıştıranlar; eskiden sadece Ermeni yazarların kitaplarına ulaşırken, bugün
bunların yanında Türk ve yabancı bilim adamlarının birlikte hazırladıkları
eserlere de ulaşabilmektedir. Bu oldukça iyi bir kazanım olarak görülmelidir.
Günümüz insanı aklını ve mantığını kullanırsa; FRANSA'da yaşanan; "
Soykırımı kınayan yasa çıkartılması", "Başkent Paris'in en işlek yerine inşa
edilen Ermeni Soykırımını temsil eden anıtın görkemli devlet törenleri ile
açılışının yapılması" olayları ve benzerlerinin bir kaç siyasetçinin yaptığı
şov'un ötesinde bir kazanç elde edilemeyeceğini görebilir. Eskinin sömürgecisi
olan ve bugün kendilerine gelişmiş ülkeler adını takan ülkelerin artık Türkiye
gibi potansiyeli olan bir ülkeye kolay kolay yaptırım uygulanamayacağının da
bilincine ulaşılmış olmaları gerekiyor...
Millenyumun en büyük silahı olan İNTERNET'te Ermenilerle ilgili olan
gerçeklerin yer aldığı pek çok site yer almaktadır.. Bu ülkemiz açısından
sorunlarımıza sahip çıktığımızın iyi bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Son
derece güzel ve sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Ermeni konusunu işleyen sitelerden biride http://www.ermenisorunu.gen.tr
Konu ile ilgilenen insanlarımıza yeterli bilgileri sunacak şekilde dizayn
edilmiş olan bu sitenin incelenmesinin yararlı olacağı değerlendirilmektedir.
Kanaatime göre; Olayı büyütmeye gerek yoktur. 24 Nisan'larda büyük
devletlerin parlamentolarında yaşanan ve tamamen birer siyasi şov niteliği
taşıyan olaylar abartılmamalıdır. Bütün bunlar kendi siyasi düzeni içinde
sürecini tamamlayacaklar ve sabun köpüğü gibi söneceklerdir.
Burada önemli olan 24 Nisan etkinliklerinden büyük sevinç ve memnuniyet
duyduğunu açıklayan komşumuz Ermenistan Yönetimi'nin tutum ve davranışıdır.
Ekonomik açıdan son derece kötü durumda olan, üç tarafı Türklerle çevrili bu
küçük ülke yöneticilerinin akıllarını başlarına toplaması gerekmektedir. Eğer
onlar bizi Osmanlı'nın devamı gibi görüp Osmanlı ile olan hesaplarını bizden
sormaya kalkarlarsa. O zaman bizimde kendimizi Osmanlı gibi görme hakkımız doğar
ki buda;" asırlarca hakimiyetimizde olan ata topraklarını bizimde geri isteme ve
alma hakkımız var demektir". Burada zararlı çıkanın kim olacağını söylemeye
gerek yoktur."ARİF OLAN ANLAR"şeklinde güzel bir atasözümüzde vardır.
Ermeni yöneticileri; derhal Türkiye'den özür dileyip, FRANSA'da
yapılanların kendileri ile hiç bir ilgisi olmadığını vurgulayarak Türkiye ve
komşusu Azerbaycan ile gerçek bir dostluk ve komşuluk istediklerini açıkça
ortaya koymalıdırlar. Bu kapsamda somut adımlar atmaları Ermeni milletinin
menfaatleri gereğidir.
Şurası unutulmamalıdır ki bütün ekonomik güçlüklerine içeride bulunulan
çalkantılı siyasi duruma rağmen Türkiye ; büyük, güçlü ve daima dikkate
alınması, dostluğunun aranması ve düşmanlığından korkulması gereken bir ülkedir.
Türkiye; kendi politikalarını çizecek ve bunu hiç bir güce dayanmadan
uygulayabilecek bir büyük bölgesel güçtür. Bulunduğu coğrafya; Türkiye'ye sadece
Batının değil dünyanın dört bir yanındaki çağdaş kurum ve kuruluşlardan
yararlanabilmesine ve her alanda yepyeni politikalar üretmesine imkan verir.
Buna gücü vardır. Yeterli tecrübesi vardır. Yeterli insan gücü ve alt yapı
potansiyeli mevcuttur. Yeterki Türk kamuoyunun haklı infiâlini ve isteklerini
duyarak, halkının desteğine güvenerek harekete geçebilecek yönetim kadroları
bulunsun.
Türk halkının ülkemizde yaşayan Ermeni vatandaşları ile hiç bir sorunu
yoktur. Yarında sorunumuz olmayacaktır. 20 sene sonra nüfusu 2 milyona düşeceği
açıkça belli olan 200 milyonluk bir Türk Dünyası ile çevrilmiş bir
Ermenistan'ın 100 milyonluk bir Türkiye ile barış içinde yaşama politikasından
başka bir planı olamayacağını artık anlaması gerekmektedir.
Eğer ciddi olarak tedbir alınmadığı takdirde gelecek 24 Nisanlarda ve
her fırsatta Ermeni Soykırımı konusunun bizi rahatsız edeceği kesindir. Bu
bakımdan Fransa gibi davranabilecek devletlerin bulunabileceği dikkate
alınarak örnek teşkil etmesi bakımından uzun ve kısa vadede ne gibi
yaptırımlar uygulanabilir sorusuna aklımıza hemen gelen birkaç örnekle cevap
bulmaya çalışalım.
KISA VADEDE NELER YAPABİLİRİZ:
1. T.B.M.M. öncelikli olarak " TÜRKİYE; 1950 YILINDA CEZAYİR HALKININ FRANSA TARAFINDAN SOYKIRIMA UĞRATILDIĞINI KABUL EDER" şeklinde bir kanun çıkartır. Kanun ayni gün Cumhurbaşkanınca onaylanarak yürürlüğe sokulur.
2. Fransa'da yaşayan Türk vatandaşlarımızın tasarruflarını Fransız bankalarında değil, Türk Bankalarındaa değerlendirmelei hususu teşvik edilir. Bu maksatla devletçe kendilerine teşvik edici faiz uygulaması ve işlem kolaylıkları sağlanır.
3. Fransa ile ilişkilerimiz BÜYÜKELÇİLİK seviyesinden MASLAHATGÜZAR seviyesine indirilir. Uzun süre bu işleme devam edilir.
4. Fransa'ya turistik amaçlı gitmek isteyen Türkler için yasal ve ekonomik zorluklar getirilir.Türkiye'ye gelmek isteyen Fransız vatandaşlarına ağır vize şartları konulur.
5. Fransa ile ekonomik ikili anlaşmalar çerçevesinde yapılan işbirliği zaman içinde sıfırlanacak şekilde tedricen azaltılır. Kendi işyerlerimizi iflas ettirmeyecek ve milli gelirimize zarar vermeyecek şekilde Fransız menşeli mallara örtülü ambargo uygulanır. Zaman içinde Fransız malları ile iş yapan kuruluşlarımıza devletçe sahip çıkılarak benzeri üçüncü ülke ğazarları ile iş yapmaları sağlanır.
6. Kendi işyerlerimizi iflas ettirmeyecek ve milli gelirimize zarar vermeyecek şekilde Fransız menşeli mallara örtülü ambargo uygulanır. Zaman içinde Fransız malları ile iş yapan kuruluşlarımıza devletçe sahip çıkılarak benzeri 3 ncü ülke pazarları ile iş yapması sağlanır.
7. Ermenistan; siyasi ve ekonomik başta olmak üzere her alanda ablukaya alınır. Her yer ve platformda Ermenistan yönetimi kınanır. Ermenistana dolaylı veya dolaysız destek veren ülkelerle ilişkiler yeniden gözden geçirilir. Bu harekete Ermenistan açıkça Türkiye Cumhuriyetinden ve Türk Milletinden özür dileyene ve kardeş Azerbaycan topraklarındaki işgale son verene kadar devam edilir.
8. Her üniversitemize ve sivil toplum kuruluşlarımıza bu konuda en az bir Konferans, Seminer, Sempozyum, Panel ,Açık Oturum v.s. gibi bilimsel toplantı yaptırılır. Çıkan sonuçlar çeşitli dillerde bastırılarak dünya kamuoyuna ve önemli kütüphanelere dağıtılır. Basın yayın organlarımızın bu toplantıları görüntülemesi ve yayması teşvik edilir.
9.Sivil toplum kuruluşlarımız ve halkımız organize edilerek gerek yurtiçinde ve gerekse Türklerin yoğun olarak yaşadığı dış ülkelerde telin ve kınama toplantıları yapılır. E-Mail ve FAX gibi çağımız iletişim kolaylıkları kullanılarak bu sonucu yaratan ülkenin yöneticileri kınanır ve aklıselime davet edilir.
10. Sokak ve caddelere verilen isimler törenle sökülür yerine karşıt düşünceyi çağrıştıran isimler konulur.( Paris Caddesi'nin adının CEZAYİR ŞEHİTLERİ CADDESİ olarak değiştirilmesi gibi)
14. Bizim Fransa'ya muhtaç olduğumuz izlenimini verecek şekilde" Konuyu abartmayalım, gereğinden fazla değer vermeyelim,Fransayı küstürmeyelim " şeklindeki yayınlarıyla halkın beynini bulandıran köşe yazarlarımız şiddetle kınanır ve onlara Fransa'nın değil bu vatanın çocukları oldukları birkere daha hatırlatılır.
UZUN VADEDE NELER YAPABİLİRİZ:
1. Öncelikle "Ermeni Soykırımı iddiası" nedir ve ne değildir? sorusuna açıklık getirilir. Bu konuda halkımız bilgilendirilebilir. Kamuoyunun geniş desteğini alabilmek için son derece elzem olan bu hususu gerçekleştirmek maksadıyla konu bilinçli bir şekilde eğitim müesseselerimize taşınabilir.
2. Konu; her gündeme geldiğinde bölük pörçük bilgilerle ve yarım yamalak tedbirlerle yetinmeyerek, milli gücümüzün tüm unsurlarını kullanarak her alanda savunmaya değil taarruza geçmemizi sağlayacak plan ve proğramlar üretelebilir. Türkiye'ye yönelen tehdidin muhtemel hareket tarzlarını belirleyerek buna karşı hangi organlarla neler yapabileceğimizin planlarını yapılır ve bu planlar, plan tatbikatları ile güncelleyerek daima hazır halde bulundurulur.
3. Devlet Planlama Teşkilatı ( veya Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bünyesinde ) kamu ile birlikte bütün sivil toplum kuruluşlarını birlikte harekete geçirecek, plan ve programları yönlendirecek bir devamlı bir Teşkilat Kadrosu oluşturulabilir..
4. Üniversitelerimiz imkanlarını geniş ölçüde devreye sokarak gerçek ve belgesel nitelikli kitap, doküman, film, CD ve video kasetlerden oluşan geniş bir materyal hazırlatılır ve bunlar ilgili ülkelere yayılır.
5. Kamuoyumuzu devamlı bilgilendirerek, yapılacak saldırılar karşısında sağduyulu ve bilinçli hareket etmeleri için onlara bağışıklık kazandırabilir.
İşte size devlet olarak yapabileceğimiz ve imkan kabiliyetimiz içinde olan birkaç tedbir. Eğer şimdiden gerekli tedbirleri almaz isek, biz her yıl ERMENİ SOYKIRIMI SENDROMU'nu yaşamaya devam ederiz. Bütün bunlar hükümetimizin önünde duran ve çözüm bekleyen temel konular. Yaparlarsa en büyük destekleyicisi, yapmazlarda devamlı tenkitçisi olacağım.
Dr.Tahir Tamer Kumkale'nin bu yazısı 22-23-24-25-26 MAYIS 2003 Tarihli Önce VATAN Gazetesinde Yayınlanmıştır.