Merhaba sevdiğim, sevda çiçeğim, yüreğim, ömrüm, sevdiğim, yaşama sevincim.  Bu gün gidişinin onuncu yılı, aklımdasın, yüreğimdesin, hatta bedenimdesin.. Ben hala bu kalabalık  insanlar arasında sıfatsız kimliksizim, kim olduğumu, nerden geldiğimi, senden sonra bendeki beni unuttum.  Senden sonra gülmedim, gülemedim, sevemedim. Her sevmeye çalıştığımda sen çıktın karşıma, yapamadım. Senden sonra hastalandım, geceleri kan kustum, sokaklarda ağladım, sana kavuşmak için mutlu oldum, ama hala sensizim. Tanrının bir cezası sensizlik ve ben çekiyorum ... Biliyorum ama,  az kaldı sevdiğim az hem de çok az, bu terapiler vücuduma da ağır geliyor zaten. Yavaş yavaş sana geliyorum, galiba gerçek  aşk bu, ben her gün aşka daha yakınlaşıyorum .. Hala aldığımız o iki solopet asılı duvarda, ne para verdik diyip giyememiştik, saatlerce duvarda asılı onlara bakmıştık… Aylarca  paramız olmadığından, vitrinde onlara bakıp alamamıştık,  sonra onları maslaktaki  çarsı mağazasından son paramızla almıştık. Ondan sonra da eve yürüyerek gitmiştik,  senden sonra oraya hiç  gitmedim.. Sen ertesi gün  ömrümüzün en uzun yoluna, yüreğimi de alıp çıkıp gitmiştin 9.15 İskenderun otobüsüyle.  Sonra sonra, ya sonra, ben burda lanet İstanbul sokaklarında her gördüğüm çiftte seni aradım, seni aradım bu lanet şehir istanbulun boş sokaklarında.  Yoksun, yoktun gelmiyordun ve en acısı gelmeyecektin, çiçekler  bırakmadım kabrine. Biliyorum ya sen döneceksin  ya da ben sana geleceğim...   Birileri ajitasyon dediler aşkıma  birileri yargıladılar.. ama dediği gibi yazarın, birileri yargılıyor, birileri sorguluyor, yaralı yüreğimi usta sanıyor, usta değil acemi bir isçiyim ben, ben dostun  dostu, düşmanın eceliyim ben... Ve sevgilim, bu gün değil ama belki yarın sana geliyorum ve son sözüm Seni çok Seviyorum......... ..             

 

ANA SAYFA