![]() |

DÜŞÜNCELER
20 mayıs 2000
Yangınlar alevinden gecipte gelen Dost!
Yanar olmuş yüreğin, nar olmuş, lilisan sen insansın, sen insansın, sen
insansın, sen insan ...
Rakı şişesinin dibinde kalan son damla gibi garip bir hüzün, tatlı bir
tebessümle yazıyorum şu an sana. Hava soğuk ya da yalnızlığım bu gece beni daha
fazla üşütüyor, dodoyla dertleştik konuştuk, biraz da Bebekte dolaştık..
Yeni bir yaşın sorumluluğu daha şimdiden üzerime biniyor adeta ...
Bu aksam 20 tane saka kuşu aldım, eve gelirken hepsini Eminönünde uçurdum, çok
güzel oldu, gökyüzünde kayboldular, sanki martı jonathanin hikayesi gibi...
Hiç uykum yok bu gece, yarin erken kalkacağım ama uyuyamıyorum, üç saat sonra
yeni bir gün ve yeni koşuşturmayla güne başlayacağım. Offff hiç çalışmak
istemiyorum, biram da bitmek üzere şu an. Artik dayanamayacağım galiba, kendine
iyi bak, unutma bir şeyin bittiği yerde yeni birşeyler başlar..
3 ağustos 2003
Bu gün gül deminde denizi seyrettim, gül
demde gözlerim ahenkteydi, sevdiklerim gam ile figandaydı, yüreğim kor ateşe,
acılarım ise derdi ilkhandaydi bu gün.
Bu gün, gözyaşlarım denizle buluştu, bu gün yüzüm ayni anda güldü, ayni anda
süzüldü, bilemedim bu gün nerde olduğumu, kendimi kendiliksizliğimi, bu gün
bilemedim neyin ne olduğunu..
Yani kısacası içimdeki lanet sıkıntıyı çıkarıp atmak isterken, bir kanlı gömlek
gibi tutup götürdüler beni cehennemin en dibine...
6 ocak 1999
Bir gençlik hikayesi yazıyorum ellerimle duvarlara, kalem yerine kan kullanıyorum, sevgi yerine acı kullanıyorum ve yazı yazdığım insanları tek tek yüreğimden siliyorum. Sadece duvarlarda kalıyorlar ve onları da yağmur zamanla silecek ve kaybolacaklar zamanla, kendi kalbimden sildiğim gibi
Bir kaf düşünüyorum, sonu yok, yolu yok, krizantem çiçekleriyle dolu her yeri..
17 temmuz 2001
Bu sabah ilk kez güneşin doğmasından
utandım, utandım yeni günle gelen güne, utandım şafağın doğuşuna, utandım dostum
utandım bu kadar acizhane insanlardan..
Canim sıkkın, içimde karamsarlık, boğaz turu yaptım bu gece, sonra kadere lanet
ettim kapı komşumuz Melahat ablanın kızı kadere..
Derdimi sormuşsun dostum, bini bin para hangisi anlamlı gelir ki sana bu kısacık
anlamsızlıkta? acılar denizinde kayboluşumu anlatmak zor geliyor bana, zor
geliyor dostum acılarımı anlatmak, acınmaktan daha zor geliyor....
1 eylül 2002
hayat bazen mantıksızlıkların getirdiği mantıklarla doludur, ruh halim kendi duygusallığımda bile boğulabiliyorum. Bir ben var bende benden öte, bir ben var benden ziyade....kalbimde çocuk yüreğimi her zaman sakladım, en kötü zamanlarda bile onu çıkarıp ateşlere atmadım. Sadece yağmur yağdığı zaman bulutlarla bütünleşmesine izin veririm, insanların üzerine güzellikle yağsın diye. Ama okyanusları çalan birileri yağmuru da çalmak istediği için, artık yağmurlarda bile çıkamıyorum sokaklara... Korkuyorum tek kalan yüreğimin de üzerine kardelen edasında basıp gitmeleri, oysa ben kayaların arasında dikenlerin sokağında bir hevesle açmıştım. Korkuyorum beni görmemelerinden, görüp de üzerime basmalarından, korkuyorum bendeki beni kaybetmekten...
Bazen hiç durmadan dinlenmeden deli taylar gibi koşmak istiyorum, gözlerimden yaş değil kan akmasını, çıkarıp kanlı gömleğimi üzerimden, bağrımı delercesine haykırmak istiyorum. Eyyyy aşkkkkkkk, nerdeysen, nasılsan, kimleysen, kimdeysen, çık karşıma gül yüzüme ey aşk, çünkü artık ölüyorum ey aşk, ne olur bir kere gül şu yüzüme... Yoksa Leyla yeniden ölecek, Kerem dağları yeniden delecek, sende seni taşıyacak yeni birilerini bulamayacaksın. Ey aşk, yüzyıllardır seni ben taşıdım, bazen pir sultan aptal oldum, bazen Lenin, bazen Mecnun, bazen Ferhat oldum, ama ey aşk, sen beni destanlara gömdün. Oysa ben destanlarda değil, sende yaşamak isterdim, kavuşmak isterdim sana, ama çaldılar beni benden. Ey aşk, hazan rüzgarlarıyla savrulup gittim her müjganın kırpışışına ...
Bir elimde yüzyıllarca yazılan aşk şiirleri, bir elimde son bardak şarap, artık yalvarıyorum çık karşıma ey aşk, yoksa burada bu köhne şehirde öleceğim bir destan bile yazmadan, ne olur gel ey aşk ..
|
|