KARMAŞA

20 şubat gecesinde yaşadıklarım

en az otuz yazı yazdım kesik kesik bitiremedim. neden bilmiyorum yine uyku tutmadı, gözlerim kaydı. biraz uykum da var aslında, ama uyuyamıyorum. biraz sıcak hafif de terliyorum, birşeyler yapmak istiyorum, ama  ne yapmak istediğimi bilmiyorum. sabah olsun istiyorum, sabah olunca işe gidiyorum, işe gidince aksam olsun istiyorum; böyle gidiyor. bu gece neler saçmaladım, bunları yazıyım mı hiç düzeltilmeden size,  hadi bakın azcık değişiklik olsun, kelimeler saçma olur, aptalca olur sakın gülmeyin.

ilk böyle başladım ama devamı gelmedi

askıma yazamadığım bir yazıdır bu... Çünkü benim  hiç askım olmadı, bir keresinde aşk oldu, ama ben aşık olamadım, labirentler içinde kaybolmuştum. Bir keresinde tam buldum, zamanım doldu. her yarışma başlangıcı yeni bir son oluyordu, yüreğim kargaşalar içinde değil miydi diyorum kendime, sonra  susup kendiliksizliğimi  kendime gömüyorum  .Simdi bir şarap bardağında kalmış parmak izi gibiyim, her el değdiğinde biraz daha kaybolan biriyim

sonra başka yazı yazıyım dedim ve şunları yazdım

Her saniyem acı  dolu, saniyenin anlamını simdi anladım. insan zamanla anlıyor değerlerini, insan o önemli zamanlarda da yitiriyor değerlerini.  ben simdi anlıyorum eylülün sevgisini, annem rahmini yırtarak doğurmuş beni bir eylül sabahı, ben eylülümü özlüyorum simdi.. birisi gelip eylülümü çalmışsa benden, bir gün geri vericektir

sonra beğenmedim  bu yazıyı  biraz değiştirdim

özlerken oysa yazarken çok şeyi her gecen saniyenin geri gelmeyeceğini anladım simdi... bilmiyordum bu kadar acının  senle, zamanla, dakikalarla, saniyelerle, hem de fahişe gibi etrafımdaki saniyelerle özdeş olduğunu.. ben miyim simdi kim bilir bu şehrin en  kötü kerhanesinde bir anlamsızlık, kimim ben bu şehrin neyiyim, gideri miyim, yoksa gelmeyen sevgisi miyim

ama yine olmadı  bir yazı daha yazdım ama  çok özel, yayınlayamayacağım  ve son olarak bunu yazdım

görmedim uzun zamandan beri, biraz değişmişsin sana birşeyler olmuş, gözlerinin altında torbalar oluşmuş, çocuk gözlerin kaybolmuş, ağır adımlarla yürüyor olmuşsun. seni bıraktığımdan beri sana birseyler olmuş, eskisi gibi çok gülmüyorsun, yanakların kırışmış, alnında hayat çizgilerin oluşmuş, sac sakal birbirine girmiş.  Söyle, sana birseyler olmuş, artık çok okumuyorsun, çok yazmıyorsun, aynaya sık bakmıyorsun, çok sevilen biriydin, söyle sana böyle ne oldu.. her yerde varoluşun temasını anlatırdın, bezen ağlardın, çok değişmişsin, söyle sana neler oldu....?

Dur anlatıyım sana, bana bir haller oluyor  son zamanlarda. günlerdir yüzüm asık, bomboşum buralarda. gözümdeki torbalar her gece gizlice ağlamamdan sebepsiz yere. sebep bulmak istemiyorum artık, gülmek için sebep yok çünkü besiktaşın bu kimsesiz sokağında. biliyorsun ben güneşi kaybettim uzun zaman önce  bu sahil kenarında,  güneş yoksa yüzüm nasıl aydınlığa acık olur, nasıl kırışmaz alnımdaki çizgiler, söyle nasıl güleç olurum..kırgın değilim hayata ama, unuttum ben varoluşumun sebebini, nasıl anlatırım başkasına söyle bana .artık yetmiyor aklım çözemiyorum hicbirşeyi. Hicbirşey de değil ki bence artık çözülmek istenen bir kaos. rotasını bilmeyen bir yelkenli gibi nereden incelirse ordan kopsun ulan. simdi doktorun biri diyor ki devam edersen içmeye  öleceksin diye, doktor sen mi verdin ki bu canı sen alacaksın, sen mi bileceksin ölen bir adamı tekrar öldürmeyi...

bu çelişkiyi sadece böyle yasadım, bir de size yazamayacağım birkaç yazı daha var ya, onlar bende saklı....

 

ANA SAYFA