![]() |

Ne zaman elime kağıt kalem
alsam, ya ağlarım ya saçmalarım. Hiç mektup yazmayı beceremem ben, zaten yazacak
da hiç kimsem olmadı… Bir zarf görsem, ya gözlerim yaşarır ya da zarf alacak
param olmaz. Hiç mektup yazamam ben, mektupta anlatılacakları hiç bilemedim ki
ben.. Ne bir sevgilim oldu, ne de bir dostum; hiç yazamadım bu sebepten. Bir
keresinde çok umursadım; bilmediğim bir adrese, bilmediğim bir dosta, bilmediğim
bir sevgiliye bir mektup yazdım, içine gözyaşlarımı sakladım. Biramı
yudumlarken, uzun bir mektup yazdım. Kapımın çalınmadığını, dostlarımın arayıp
sormadığını, hastalığımı, yalnızlıktan nasıl korktuğumu anlattım.. Uzun bir
mektup oldu, o kadar uzun oldu ki postacı da almadı. Kendime kızdım, çerçeve
yaptım mektubumu, duvara astım. Okudum, sanki başkasından gelmiş gibi
yorumladım, anlamaya çalıştım, yazdıklarımı anlamaya çalıştım, anlayamadım..
Çünkü biliyordum, yalnızlık anlaşılamayan olandı.. Sonra, her gün mektup yazmaya
karar verdim. Dostu olmayan, sevgilisi olmayan bir kişi, kime mektup yazabilirdi
ki? Ben buldum, her gün kendime mektup yazmaya başladım. İçimden geçenleri
anlattım; haykırışlarımı, bağırışlarımı, yalnızlıklarımı, mutluluklarımı, en
acılarımı, yüreğimin sancısını anlattım kendime… Postacıya gittim verdim,
şaşırdı, gözlerime baktı. Gönderen aynı, alıcı aynı. Bu bendim, kendimi anlattım
kendime. Çünkü benden daha iyi kim anlayabilirdi ki beni; acılarımı,
ağlayışlarımı, yalnızlıklarımı, mutluluklarımı, sevinçlerimi?.. Ve anladım ki
meğer benim bir dostum var, o da Ben.
|
|