küçük orospular titreşir  duvar dibinde... İç cebinde silahın, göğsünün  üzerinde yalnızlığın durur... Siyah beyaz bir rüya biçersin ömrüne sebebinde,  hatalı hatasız bir çok anlam katar yasadığın her sevda. Çok kifaye içermese de içinden gecen her cümle, seni alıp götürür yalnızlıklar şehrine. Gözyaşlarını yağmurlarla birleştirerek, damarların  çatlayıncaya kadar ağlarsın, inancın kalmaz en yakın dostuna. Hükme hüküm veren anlamsız leş kargası yargılayıcılara. Dalkavuklar dünyasında aşk mektupları  yazmak neye yarar? Ya Allahsız, satılmış insanların dünyasında beş vakit namaz  kılmak? Kahrın durmadan  artar, geceleri yalnızlığınla  sevişirsin, yalnızlık  üzerine çöker ölemezsin... Gece uzun olur, çığlıklarını duvar örter, bağırırsın sesini duyuramazsın, ani bir sancı girer içine, evcil acıların o an depreşir; ölmek istersin fakat Azrail’le yüzleşemezsin. Dünya dar gelir sana, lanet edersin her gün doğduğun güne... Etrafına mayın gibi döşenmiştir şerefsizlikler,  içinde yeni bir dünya hayalinde, ne kadar yaşarsın bilinmez ama hep özlersin. Sen bile bilemezsin adaletsizlikler dünyasında ne kadar yanlış yapsan da içten pazarlık yapmamış, satmamışsındır.. Yıpratmıştır hayat seni ama, kimseyi dilinde yüreğinde harcamamışsındır. Satılmış dilde, sermaye edilmiş giyotinde  bedel edilmişsindir.. Hiçbir bayram görmemiş, asla sevilmemişsindir, bu anlamsız hayatta bir kere olsun gün yüzü görmemişsindir. Mor kuşları aklına getirirsin, Dersimi  görmeden Dersimi özlersin, İsa’nın çarmıha gerilirken  Tanrıya yakarışı gibi ellerinden akan kan olursun..

 

ANA SAYFA