SORUNSUZ DÜNYA

Bıktım ulan sahte yüzlerden, Allahsız, yüreksiz, tenini yok için satan  İstanbul  sevgililerden... Alın leş kargaları size kalsın bu sahte şehir ve sahte sevgililer,   ben yalansız duldasız bir diyara gidiyorum, size kalsın. Siz de duyun pasaklık kontesim ve  kontesleri, siz  cilalı ayakkabılı beyefendilerin sevgilileri olun. Ben bir dağ gelinciği olmak için gidiyorum, ne anlar halimden Büyükada, heybeli ve sahte şehir İstanbul? Ben Munzura gidiyorum,  bıktım ulan bıktım,  kendilerini aşklarını, şereflerini para için satan, aşk mağduru boyalı bebeklerden bıktım ulan işte.. Tatilini bedavaya getirmek için sevgi sözcükleri söyleyen mini etekli aşağılık kadınlardan. Yo yo belki de hata bende, şerefsiz, onursuz  insanları seven ben hatalıyım belki de.. Ama  nerden bilirdim menfaati için arayıp aşk sözcükleri söyleyen sevgilinin, içindeki zehirli duyguyu aşk sözcükleriyle bana  empoze edeceğini bilemezdim tabiî ki.  Bana öğrettiler  şereflice sevmeyi, onurluca aşk için ölmeyi, şimdi şu lanet kanserden daha fazla öldürüyor beni sahte aşklar, belki tuhaf ama bu yazıyı gözlerimdeki yaşlarla besliyorum, anneciğim özür dilerim ağlıyorum elimde değil. Sen demiştin erkekler ağlamaz diye, ama anne gözlerim tükeniyor ve ben yere gözyaşı değil kan damlatıyorum.  Dilimde dün geceden kalma bir şarkı;  mevsimler gelir geçer, sensizlik  zor kadınım.  kapılar kapanırsa dönmek çok zor kadınım... Evet  İstanbul sen kazandın, ben yorulmuştum zaten yaşamaktan. Bu akşam kaçıyorum senden son kez,  oyun oynayamayacaksın bana, bir gül bırakıyorum denizine  bir gül, son demde sevdalarımı anlatan... Bir  kanlı gömlek gibi ciğerimi söküp yerinden,  bırakıp gidiyorum bugün. Oh beeee, kurtuluyorum acılar denizi, sahte mutluluklar ülkesi İstanbuldan, sevdiğim herşeyi çaldın benden, umutlarımı, özlemlerimi, hayallerimi, sevdiklerimi, yüreğimi.. Ama bari son kalan tek  şeyimi, bedenimi cesedimi sana bırakmayacağım,  hoşça kal, hoşçakal İstanbul..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Saat 15.09, Pazar,  sorular ve yaşam kaosu altında ezilen ben biçare, yine yalnız,  biçare, yine hüzzam. Koşmak, durmadan yitmeden koşmak, nefesimi hıçkırıklarla buluşturmak istiyorum, Artık taşıyamadığım bana ait bir yürek var,  her hüzünle biten aşkın içinde, bazen duygulandığım bazen ağladığım bazen de nefret ettiğim İstanbul, çekip gidiyorum artık. Senden bıktım, sahte yüzlerinden bıktım, içinde barındırdığın sahte gülüşlerinden. Ben bilmediğim, görmediğim bir diyara, uzaklara, kendimi bile bulamayacağım  bir diyara gidiyorum. Hoşçakal sokak kadınlarının gülüşleri gibi olan İstanbul, hoşça kal.. Orhan Veli değilim ben seni şaşalayayım. Ey İstanbul, bira için kendini satanları içinde barındırdığın için övemem seni, yavrusu için tenini satan anne yüzünden, sokakta ölen sokak çocuğu  yüzünden  sevemem seni. Ne verdin, sahte  aşklar, şerefsiz dostlar, mutsuzluktan umutsuzluktan başka ne verdin Lanet İSTANBUL...  Oysa ben sana açmıştım çocuk olan  yüreğimi, sana inanmıştım, mavi bulutlarına denizine.. Sense, halici gösterip  su bile vermedin sevgililerim gibi. İstanbul kaçtım senden, uzaklaşmak istedim. Ne yapsam sana dönüyordum, yalnızlığım gibi oldun. Sonra vazgeçtim yoruldum, ben de senleştim  Istanbul ama, olmadı, yüreğim izin vermedi. Gözlerim kan kan oldu, kaçtım yine hem senden hem kendimden,  bıktım işte ulan bıktım senden İstanbul; hem senden, hem de içindekilerden bıktım. Bıktım mavi denizinden, gökyüzünden, şairlerinden, içinde barındırdığın o yüreklerden...

Bıktım İstanbul bıktım,  ellerimi çekip gidiyorum, bilmediğim söyleyemediğim bir dilde bir şarkı sözüne; hoşça kal anne, hoşçakal babam kardeşim sevdiğim, hoşçakal hoşçakal sahte gülücüklü tek sevgilim gibi İstanbul sana da elveda...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dur İstanbul şimdi de sen dinle beni, sustur dalgaların sesini, rüzgarının sesini, ben esiyorum ben, bir zaman pir sultan aptaldım, bir zaman isa, bendim dünyayı değiştiren.. Dur İstanbul, şimdi de ben konuşacağım, bir sevgili verdin bir ölümle çaldın, bir aşk verdin, bir hastalık verdin. Sevmedim, sevdiklerimi sen çaldın, yağmurlarınla isyan bayrağı çektiğimde umutsuzluğuma, bir kat umutsuzluk ektin. Kendimi ararken seni buldum, ağladım anlamadın, güldüm anlamadım, ama ben kazandım, bu gün seni terkediyorum..

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ölüm ne kadar yakın bana, belki yarın.. Ama umrumda mı bu geceler, bir hüzzam bana.. Uçurtma uçurmadan, hasret rüzgarlarını bir çiviye asmadan ölüme bu kadar yakın olmak yakışmıyor bana. Otuzyıl sakladığım bu çocuk yüreğimi bir sevgiliye vermek isterken, ölümün sıcak kollarında son bulması yakışmıyor delikanlı olma bilincime.. Sevdalar uzak bana, geride ne mi bırakacağım; hiç değilse ağlayan bir sevgili değil, umutsuzca ne olduğumu bilmeyen bir sevgili. Beyaz önlüklünün biri kansersin dedi diye, bıkacak mıyım  hayattan? Ben acılar denizinde ters dalgalara kürek çeken ben, şimdi bir kişinin söylemiyle derd-i cefa mı olacağım? Hayır, yalancı baharlar gibi ölmeyeceğim, kendime yeni bir dünya seçeceğim, ama ölmeyeceğim. Zaten bedenli ruhsuzlar dünyasında da hiç olmadım ki ben....

 

ANA SAYFA